İstanbul'da Enflasyonun Yüzü Değişiyor
İstanbul'da Enflasyonun Yüzü Değişiyor: Rakamlar Düşüyor Gibi, Hayat Pahalanmaya Devam Ediyor
İstanbul'da hayatın ne kadar pahalılaştığını anlamak için bazen uzun ekonomik raporları incelemeye gerek yok. Bir mağazanın vitrinine bakmak, markette birkaç ürün almak ya da aylık faturaları gözden geçirmek bile yeterli. Çünkü vatandaşın günlük yaşamında hissettiği ekonomik gerçeklerle açıklanan enflasyon rakamları arasındaki mesafe, giderek daha fazla dikkat çekiyor.
İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) ekim ayına ilişkin açıkladığı veriler de bu gerçeği yeniden gündeme taşıdı. İstanbul'da perakende fiyatlar bir ayda yüzde 2,47 yükseldi. Yıllık artış ise yüzde 32,47 olarak kayıtlara geçti. Eylül ayında aylık artışın yüzde 1,66 olduğu düşünüldüğünde, ekim ayında fiyat artışlarının yeniden hız kazandığı görülüyor.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var: Yıllık enflasyonun yüzde 34,96'dan yüzde 32,47'ye gerilemesi, fiyatların ucuzladığı anlamına gelmiyor. Sadece fiyatların geçen yılın aynı dönemine kıyasla artış hızının değiştiğini gösteriyor. Yani vatandaşın cebinden çıkan para azalmıyor. Aksine, her geçen ay yeni fiyatlarla karşılaşan tüketici, bütçesini yeniden düzenlemek zorunda kalıyor.
Kış kapıda, fiyat artışları vitrinde
Ekim ayının en dikkat çekici verisi, yüzde 10,60'lık artışla giyim ve ayakkabı grubunda yaşandı. Mevsim geçişiyle birlikte kışlık ürünlere yönelen tüketiciler, bu kez yalnızca soğuk havaya değil, yükselen etiketlere de hazırlık yapmak zorunda kaldı.
Bir mont, bir bot ya da birkaç parça kışlık kıyafet almak artık sıradan bir alışveriş olmaktan çıkıp ciddi bir bütçe hesabına dönüşebiliyor. Üstelik fiyat artışları yalnızca giyimle sınırlı değil. Eğlence ve kültür harcamalarında yüzde 5,32, haberleşmede yüzde 5,05 artış yaşandı. Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yüzde 2,58'lik yükseliş ise mutfak masraflarının hâlâ önemli bir baskı unsuru olduğunu gösteriyor.
İnsanların yaşam standartlarını belirleyen kalemlerde yaşanan bu artışlar, ekonomik tablonun yalnızca istatistiklerden ibaret olmadığını hatırlatıyor. Çünkü bir aile için gıda, barınma, ulaşım ve giyim ertelenebilecek lüksler değil, hayatın zorunlu ihtiyaçları.
Toptan fiyatlardaki hareketlilik de dikkat çekiyor
İTO'nun açıkladığı verilere göre toptan eşya fiyatları ekim ayında aylık yüzde 1,20, yıllık bazda ise yüzde 25,51 arttı. Toptan fiyatlarda en yüksek aylık yükseliş yüzde 3,44 ile kimyevi maddelerde gerçekleşti. İşlenmemiş maddeler yüzde 2,31, inşaat malzemeleri ise yüzde 1,34 artış gösterdi.
Bu rakamlar, üretimden ticarete uzanan maliyet zincirinin de yakından takip edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü üreticinin, tedarikçinin ve işletmenin karşılaştığı maliyetler, zaman içerisinde tüketicinin ödediği fiyatlara da yansıyabiliyor.
Özellikle gıda, enerji ve inşaat gibi geniş kesimleri ilgilendiren alanlarda fiyat hareketlerinin devam etmesi, ekonomik dengelerin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.
Asıl mesele rakamların ötesinde
Enflasyon tartışmalarında çoğu zaman aylık ve yıllık oranlara odaklanıyoruz. Oysa vatandaş açısından asıl mesele, ay sonunda elinde ne kadar para kaldığı. Maaşına yapılan zamla marketteki, pazardaki ve kiradaki artış arasındaki dengeyi kuramayan bir tüketici için enflasyonun birkaç puan gerilemesi tek başına yeterli olmuyor.
İstanbul gibi yaşam maliyetinin yüksek olduğu bir şehirde bu durum çok daha belirgin hissediliyor. İnsanlar artık alışveriş yaparken ihtiyaçlarını değil, önceliklerini sıralıyor. Bazı harcamalar erteleniyor, bazı ürünlerden vazgeçiliyor, sosyal yaşamın bütçedeki payı giderek daralıyor.
Ekim ayı verileri bize bir kez daha şunu söylüyor: Enflasyonla mücadele yalnızca oranları aşağı çekmekten ibaret değil. Önemli olan, bu iyileşmenin vatandaşın günlük yaşamına da yansıması.
Çünkü ekonomide gerçek rahatlama, tabloda görülen rakamlarla değil, insanların alışveriş sepetini doldururken daha az endişe duymasıyla anlaşılır.
İstanbul'da ekim ayının ekonomik fotoğrafı tam da bunu anlatıyor. Rakamlar bir tarafta, hayatın gerçek maliyeti diğer tarafta. Ve vatandaşın en büyük beklentisi artık çok açık: Fiyatların yalnızca daha yavaş artması değil, hayatın yeniden ulaşılabilir hale gelmesi.

